Barcelona Hikayeleri II: Bir Hayalperestin İlham Perileri

Bir şehri masala çeviren Gaudi’nin hayatını bir önceki yazıda ele almıştık. Şimdi ise bu dehanın sanatının derinliklerine doğru yola çıkıyoruz.

Barcelona’yı yapıtlarıyla süsleyen bu sıradışı adamın hayalgücü nelerden besleniyordu?

Gaudi’nin İlham Perileri

Gaudi’yi döneminin diğer sanatçılarından ayıran önemli bir özelliği vardı: Gaudi tam anlamıyla bir doğa aşığıydı. Doğayı çok iyi gözlemleyip yorumlayan bu adam,

              Özgünlük kaynağa dönüş ile meydana gelir. Doğanın diliyle her şey konuşulabilir.” diyordu.

Eserlerinde doğanın dilini konuşturdu. Doğadaki nesnelerden, bitki ve hayvanların doğal biçimlerinden esinlendi.  Ağaç dalları, bitki yaprakları, kozalaklar, çiçek, meyve, bal peteği, iskelet ve kemik yapıları (leğen kemiği), coğrafi oluşumlar (dağ kıvrımları) gibi gördüğü tüm formları eserlerine yansıttı.

Gaudi’ye göre doğada düz çizgi yoktu ve bu yüzden neredeyse hiçbir eserinde düz çizgi kullanmamıştı. Bunun yerine organik formları tercih etti, keskin çizgi kullandığı yerlerde bile tekdüzeliği bozmak için asimetriyi kullandı. Köşe ve kenarları olmayan kıvrımlı ve dalgalı görünümlere sahip eserleriyle ezber bozdu.  

                Doğa hiçbir şeyi tek renk ve desen olarak yaratmadığından, mimari de tekdüzelikten uzak olmalı ve doğadan esinlenmelidir.diyerek eserlerini kalıplaşmış mimarinin çok çok ötesine taşıdı.

Kaynak: taringa.net

Casa Battlo: Kemik Ev – Kaynak: taringa.net

Continue reading

Barcelona Hikayeleri I: Bir Şehri Masala Çeviren Adam

                     Bugün bir deliyi mi yoksa bir dahiyi mi mezun ediyoruz, bilmiyorum. Bunu zaman gösterecek”

Elias Rogent, 1878,

School of Architecture of Barcelona rektörü

Mezun olduğu  üniversitenin rektörü ona diplomasını verirken bunları söyleyecekti.
Yaşadığı yüzyılda geri kafalı olduğu düşünüldü
Yarattığı eserler için modern ucubeler denildi.
Ölümünden sonra Tanrı’nın Mimarı olarak adlandırıldı.   
Günümüzde imza attığı eserleri yılda 3 milyondan fazla ziyaretçi aldı.
Eserlerinden sekiz tanesi UNESCO Dünya Mirası Listesine girdi.
Barcelona’yı masala boyayan, sıradışı bir adamın hikayesidir bu: Antoni Gaudi’nin.

                    Barcelona seyahati nasıl geçti diye soranlara “bol Gaudi’li” diyesim var!
Her karenin başrolünde bu adam var.

Peki kim bu adam?

Antoni Gaudi (tam adıyla Antoni Plàcid Guillem Gaudí i Cornet),
Katalanların çıkardığı Picasso ve Dali gibi deli/dahi sanatçılardan birisi.
İspanya’da Yeni Sanat(Art Nouveau) akımının öncüsü.
Barselona’nın en ünlü mimari eserlerinin üreticisi.
Katalan modernizminin babası.
Çağının çok ötesinde işler yapan, döneminde anlaşılamamış olan bir mimar.
Çağdaşlarından farklı olarak alışılmış kuralların dışında çalışmalara imza atmış, dönemin bürokrasisi ve statükocu zihniyetiyle mücadele etmiş bir sanatçı.

              Delilikle dahilik çizgisi arasındaki bu mimarın çizgi dışı bir tarzı var. Egzotik, fantastik, büyüleyici.
Eserleri “Alice Harikalar Diyarında” kitabından çıkmış gibi.

Barcelona’daki masalsı yapıların hepsinde onun sihirli elleri var, her yerinde onun hayalgücünün izleri.
Gaudi’nin yapmadığı eserlerde bile ondan etkilenmiş mimarların etksiyle ruhu adeta bu şehre sinmiş; şehrin kent kimliğinin şekillenmesinde öncü olmuş.
Kimileri için Gaudi, Barcelona’nın başına gelmiş en güzel şey. Bu yüzden Barcelona deyince Gaudi, Gaudi deyince Barcelona gelir akıllara…
Eserlerinin her birini incelerken hayalgücünüz uçukluyor, ağzınız açık kalıyor, “Yok artık Gaudiciğim! Sen ne yapmışsın böyle?” dedirtiyor!

Peki bu hayranlık verici işlere imza atan adam, nasıl biriydi?
Bunun cevabı için Gaudi’nin çocukluğuna gidelim.

Continue reading