HIDDEN STORY OF A MASK

November 5, 2018!
United Kingdom
The sky is shiny, fireworks are rising everywhere.

What is celebrated?
What is the sign of these sounds?

Remember, remember 

The fifth of November,

Gunpowder treason and plot.

We see no reason. Why gunpowder treason. Should ever be forgot!” 

These voices are hidden in this quote of V for Vendetta.
And what does it tell us?
What does the November 5th mean?

What kind of a story is hidden under this mask that we will recognize from Gezi protests, which is the face of the demonstrators, the rebellion and the opponents all over the world?

To find out let’s go to England in the 1600’s.

Continue reading

Bir Maskenin Görünmeyen Hikayesi

🇬🇧 English above.

5 Kasım 2018! 
Birleşik Krallık  
Gökyüzü ışıl ışıl, her taraftan havai fişek sesleri yükseliyor.

Ne kutlanıyor? Bu sesler neyin işareti?

“Hatırla, hatırla, 
5 Kasım gününü hatırla, 
Patlamayı, ihaneti ve komployu 
Bu ihaneti unutmak için hiçbir neden bulamıyorum.” 

Bu sesler, V for Vendetta filminden hafızalarımıza kazınan bu replikte gizli. Peki ne söylüyor bize?
5 Kasım’ın anlamı ne?

Tüm dünyada göstericilerin, isyanın, muhalifliğin yüzü olan, Gezi eylemlerinden de tanıyacağımız bu maskenin altında nasıl bir hikaye saklı?

Bunun için 1600’lü yılların İngiltere’sine gidelim.

Continue reading

Gecelikten Gemi: Cutty Sark’ın Hikayesi

Gemi, yelkenli, kayık, tekne, sandal… Denizde giden her şeye karşı ayrı bir zaafım olabilir. 🙂

Bu hikaye, geçen sene ziyaret ettiğim, coğrafya derslerinden hatırlayacağımız bir yerde (başlangıç meridyeni-0 noktası), namı diğer Greenwich’te geçiyor.  Hani şu saatlerde kullanılan GMT (Greenwich Mean Time) kısaltmasının da geldiği yer.

Londra’nın güneydoğusundaki bu şirin kasabaya girer girmez karaya oturtulan bu yelkenli gemi tüm heybetiyle karşılıyor limandan inenleri: Adı Cutty Sark. 1869’da inşa edilen bu görkemli gemi o dönemde çok önemli bir ürünü taşımak için kullanılıyormuş: Çay 🙂

O dönemlerde yılın ilk çayını Londra’ya hangi gemi ulaştırırsa o gemi ödüllendirilmekteymiş, bu sebeple gemiler arasında yarışlar yapılırmış. Cutty Sark da hep birinci en birinci olunca, süratiyle efsane haline gelivermiş. 8 yıl çay taşımayı hakkıyla yapan gemi, bir süre sonra bu başarısını Avustralya’dan yün taşıyarak da sürdürmüş.

         Ama hayat bu! Zikzaklar çizecek elbet. Bir gemi için bile olsa.

1890’lar gelmiş çatmış. Sanayi Devriminin zirve yaptığı yıllar. Buharlı gemilerin sahneye çıkmasıyla pabucu dama atılıvermiş Cutty Sark’ın. “E sen yelkenlisin, buharlının yanında esamen okunmaz artık” demişler.

Continue reading

İngiltere’de Hikayenin Kalbine Yolculuk

Storytelling Academy olarak #İskoçya, Birleşik Krallık’ta #UK düzenlenen #HeartoftheStory eğitim programında Türkiye’yi temsil ettik.
12 farklı ülkeden 25 profesyonel eğitmenin katıldığı programda dünya çapında kullanılan yeni yöntem ve hikayeleri masaya yatırdık!
Aldığımız bu harika eğitimin yanı sıra; “#StorytellingGames” adlı bir oturum yaparak, Türkiye’de kullandığımız yöntemleri uluslararası bir alanda uygulama fırsatı bulmak müthiş bir deneyimdi.
Eğitmen ve koordinatörlerimize, ev sahipliği için de #NewboldHouse‘a çok teşekkürler!
Keyifle geçen bir haftanın sonunda elimizde bolca malzeme, yeni bilgi ve uluslararası işbirlikleriyle ülkemize geri dönüyoruz.
Gökten düşen yeni eğitim ve hikayeler için takipte kalın! 
…………
As Storytelling Academy we attended #Storytelling #Training Programme “#HeartoftheStory” in Scotland, UK.
With nearly 25 trainers from 12 different countries participating in the program, we have learned new methods and stories used around the world!
In addition to this wonderful training, We made a session called “#StorytellingGames” and found an opportunity to implement an international field of methods that we used in Turkey.
At the end of a pleasant week, we return to our country with plenty of materials, new knowledges and international cooperations.
Stay tuned for new trainings and stories fall from the sky! 

August, 2017

UK

Barcelona Hikayeleri II: Bir Hayalperestin İlham Perileri

Bir şehri masala çeviren Gaudi’nin hayatını bir önceki yazıda ele almıştık. Şimdi ise bu dehanın sanatının derinliklerine doğru yola çıkıyoruz.

Barcelona’yı yapıtlarıyla süsleyen bu sıradışı adamın hayalgücü nelerden besleniyordu?

Gaudi’nin İlham Perileri

Gaudi’yi döneminin diğer sanatçılarından ayıran önemli bir özelliği vardı: Gaudi tam anlamıyla bir doğa aşığıydı. Doğayı çok iyi gözlemleyip yorumlayan bu adam,

              Özgünlük kaynağa dönüş ile meydana gelir. Doğanın diliyle her şey konuşulabilir.” diyordu.

Eserlerinde doğanın dilini konuşturdu. Doğadaki nesnelerden, bitki ve hayvanların doğal biçimlerinden esinlendi.  Ağaç dalları, bitki yaprakları, kozalaklar, çiçek, meyve, bal peteği, iskelet ve kemik yapıları (leğen kemiği), coğrafi oluşumlar (dağ kıvrımları) gibi gördüğü tüm formları eserlerine yansıttı.

Gaudi’ye göre doğada düz çizgi yoktu ve bu yüzden neredeyse hiçbir eserinde düz çizgi kullanmamıştı. Bunun yerine organik formları tercih etti, keskin çizgi kullandığı yerlerde bile tekdüzeliği bozmak için asimetriyi kullandı. Köşe ve kenarları olmayan kıvrımlı ve dalgalı görünümlere sahip eserleriyle ezber bozdu.  

                Doğa hiçbir şeyi tek renk ve desen olarak yaratmadığından, mimari de tekdüzelikten uzak olmalı ve doğadan esinlenmelidir.diyerek eserlerini kalıplaşmış mimarinin çok çok ötesine taşıdı.

Kaynak: taringa.net

Casa Battlo: Kemik Ev – Kaynak: taringa.net

Continue reading

Barcelona Hikayeleri I: Bir Şehri Masala Çeviren Adam

                     Bugün bir deliyi mi yoksa bir dahiyi mi mezun ediyoruz, bilmiyorum. Bunu zaman gösterecek”

Elias Rogent, 1878,

School of Architecture of Barcelona rektörü

Mezun olduğu  üniversitenin rektörü ona diplomasını verirken bunları söyleyecekti.
Yaşadığı yüzyılda geri kafalı olduğu düşünüldü
Yarattığı eserler için modern ucubeler denildi.
Ölümünden sonra Tanrı’nın Mimarı olarak adlandırıldı.   
Günümüzde imza attığı eserleri yılda 3 milyondan fazla ziyaretçi aldı.
Eserlerinden sekiz tanesi UNESCO Dünya Mirası Listesine girdi.
Barcelona’yı masala boyayan, sıradışı bir adamın hikayesidir bu: Antoni Gaudi’nin.

                    Barcelona seyahati nasıl geçti diye soranlara “bol Gaudi’li” diyesim var!
Her karenin başrolünde bu adam var.

Peki kim bu adam?

Antoni Gaudi (tam adıyla Antoni Plàcid Guillem Gaudí i Cornet),
Katalanların çıkardığı Picasso ve Dali gibi deli/dahi sanatçılardan birisi.
İspanya’da Yeni Sanat(Art Nouveau) akımının öncüsü.
Barselona’nın en ünlü mimari eserlerinin üreticisi.
Katalan modernizminin babası.
Çağının çok ötesinde işler yapan, döneminde anlaşılamamış olan bir mimar.
Çağdaşlarından farklı olarak alışılmış kuralların dışında çalışmalara imza atmış, dönemin bürokrasisi ve statükocu zihniyetiyle mücadele etmiş bir sanatçı.

              Delilikle dahilik çizgisi arasındaki bu mimarın çizgi dışı bir tarzı var. Egzotik, fantastik, büyüleyici.
Eserleri “Alice Harikalar Diyarında” kitabından çıkmış gibi.

Barcelona’daki masalsı yapıların hepsinde onun sihirli elleri var, her yerinde onun hayalgücünün izleri.
Gaudi’nin yapmadığı eserlerde bile ondan etkilenmiş mimarların etksiyle ruhu adeta bu şehre sinmiş; şehrin kent kimliğinin şekillenmesinde öncü olmuş.
Kimileri için Gaudi, Barcelona’nın başına gelmiş en güzel şey. Bu yüzden Barcelona deyince Gaudi, Gaudi deyince Barcelona gelir akıllara…
Eserlerinin her birini incelerken hayalgücünüz uçukluyor, ağzınız açık kalıyor, “Yok artık Gaudiciğim! Sen ne yapmışsın böyle?” dedirtiyor!

Peki bu hayranlık verici işlere imza atan adam, nasıl biriydi?
Bunun cevabı için Gaudi’nin çocukluğuna gidelim.

Continue reading

Gündüz Düşlerinden Hikâyeleşme İksirine

Bir bahar ayıydı, boğazın kıyısında bir bankta oturmuş. Orhan Veli’nin dizeleri kulaklarımda, İstanbul’u dinliyordum. Maviliğin kokusu burnumdaydı, rüzgar tenimde yavaşça geziniyordu. Denizin tuzu dudaklarımı yakıyordu. Göz kapaklarım huzurun hizmetine düştü düşecek gibi. Dalgaların sesi, rüzgarın sesine karıştı. Bir uğultu koptu ve yavaş yavaş beni bir girdaba sürükler içine aldı. Sonrası mutlak bir sessizlik. Yumuşak bir yastığa düşer gibi bir düşe düştüm. Gündüz düşleri…”Amak-ı Hayal” alemindeki gibi bir rüya aleminin kapıları aralandı. 

Buğulu bir cam ardından görünen tahta bir tezgah. Tezgah üzerinde mavi, pembe, yeşil,sarı, mor renkte şişeler. Şişelerin ardında beyaz saçlı uzun bir bir adam..Yaklaştım yavaşça tezgahın olduğu yere.

“Bunlar nedir?” diye sordum. 

Kafasını kaldırmadan dedi ki: “İksirdir”

Dedim:“İksir nedir?”

Dedi ki; “Sihirli bir karışım”

Dedim: “Sihir” nedir?”

Dedi: “Bir duygunun insan üzerinde yarattığı tesirdir.

Dedim: “Tesir nedir?”

Dedi ki: “Histir.”

Dedim: “His nedir?”

Dedi: “His, demlenmektir;

Dedim: “Dem nedir?”

Dedi: “Dem, ana davettir.”

Dedim: “An nedir?”

Dedi: “Hayal perdesini aralamaktır, farklı dünyalar arasında yolculuğa çıkmaktır.”

Dedim: “Peki ya Hayal nedir?”

“Zihinde kelime ve imgelerle resim çizmektir, dedi.  

Dedim: “Peki ya resim çizmek?”

“Hikaye anlatmaktır” dedi.

“Hikaye anlatmak nedir?” diye sordum.

Başını kaldırdı, gözlerimin içine baktı, mavi, buğulu..

O kadar mavi ve dipsizdi ki derinliğinde yüzülebilirdi.

Dedi ki: “Bunların hepsidir!”

Bir uğultu koptu, beni mavi girdabın içinden çeker gibi aldı. Dalgaların sesi, rüzgarın sesine karıştı. Göz kapaklarım aralandı. Maviliğin kokusu burnumda, rüzgar tenimde, denizin tuzu dudaklarımda. Boğazın kıyısında bir banktaydım,  Orhan Veli’nin dizeleri kulaklarımda: “İstanbul’u dinliyordum” Bir bahar ayıydı.  

İşte Hikâyeleştirme İksiri böyle doğdu.

Mart 2017

Eda

16805097_10155038402344660_307678597_o

Ada’da Keyf-i Damak

Geçtiğimiz Kasım ayında kendime küçük bir tatil ikram edip soluğu Büyükada’da aldım. Yaz sezonu kapanmış, ancak adanın en keyifli zamanı bence sonbahar ve kış ayları. Bol yürüyüs, bilmediğim sokaklarda kaybolmaca, esnafla sohbet, fayton sesleri, bisiklet keyfi ve sahilde püfür püfür rüzgar. Ve tabi ki bir de yemek.

Yaz sezonu kapandığı için pek çok restoran ve kafe de kapatmış kepenkleri. Iyi ki de öyle olmuş, yoksa ben tesadüfen tatlı bir mekanı keşfetmekten mahrum kalacaktım. Bir mekanda aradığım çoğu şeyi buraya toplamış olabilirler.

Dikkat! Aşağıdaki yazı bol betimli yaşanmış bir hikaye içermektedir.

Büyükada’da mavi iskelenin karşısında, sakin, sıradan gözüken bir kafe. Buraya girerken aşağıda yazacaklarımı aklımdan bile geçirmezdim.

Kafeden içeri girerken Behramoğlu selamladı beni önce:

“İnsan balıklama dalmalı içine hayatın.

Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına.”

Continue reading

Daydreamer

Once upon a time there was a lady in the middle of 20’s, living in a very beautiful city called Padova. She was passionate about writing poems and stories on every beautiful thing she saw.

One day while she was daydreaming near the river, listening the birds, and looking water passing through, a man who has red hat on head closed to her and began to speak:

“Hi Dear young lady, sorry for disturbing. I am Dante.”

“Ooh” she said: “I know you, I did not know that you are living in here.

Dante smiled gently with his eyes and looked the paper the girl holding in the hand. “May I please look at it?” The girl was excited and could just only say:”hıhı”. He took the paper and read one of the poem she wrote and then took the paper down smiling softly and said:

“My young lady, I see that you are very talented and obvious that you have a power on the words. But…” he said with hesitating: “I have something to tell you. Listen very carefully.”

Continue reading

Roketlerin Gölgesinde Çocuk Olmak

Bir şehir düşünün ki,
Roket atılmadığı günün kutlu sayıldığı,
Her an atılacak yeni bir roketin korkusuyla yaşandığı,
“Özgür olmak ve ülkeme geri dönmek istiyorum” diyen çocukların olduğu bir şehir.
Savaşın gölgesinde bir şehir:
Kilis.
 
Antep’ten Kilis’e vardığımızda karmaşık duygular içerisindeyim.
Bizi Kilis’e götüren görevli abi, sokaklardan geçerken kenti de tanıtıyor.
Tarihini, kültürünü yemeklerini değil.
Roketlerin düştüğü yerleri.
Çünkü geçtiğimiz altı aydan beri şehrin gündemi Suriye tarafından atılan roketler olmuş.

Continue reading