Dünyayı Sen mi Kurtaracan?

Topluma hizmet etmekten vazgeçmeyen tüm genç arkadaşlarım, öğrencilerim ve hocalarıma ithafen;

 

Birlikte çalışmaktan keyif aldığım takım arkadaşım Emre geçenlerde bu köşede bir yazı paylaştı “Neye yarar bu ülkede genç olmak” diye.

Genç bir birey olarak eğitim, gençlik, toplum, sosyal fayda, gönüllülük, hizmet, sosyal girişimcilik üzerine çalışıp dururken zaman zaman toplumsal kalıplar insanın yüzüne tokat gibi çarpıyor:

 

“Dünyayı sen mi kurtaracan?”

“Sana mı kaldı be?”

“Boyundan büyük işlere kalkışma, otur oturduğun yerde.”

“Âlemin akıllısı bi sen misin?”

“Hiç işin gücün yok mu senin?”

“Sana ne onlardan. Sen kendi işine bak.”

“Rahat batıyor mu?”

“Karşılıksız bir şey yapılır mı?”   

“Sen kendini ne zannediyorsun?”

“Bırak bu boş işleri!”

 

Bu cümlelere ne kadar çok maruz kalıyoruz değil mi?

Continue reading

Cevher Ustası Öğretmen: Cevherden Mücevhere

Vakti zamanında bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip:

“Oğlum” der, Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da sarrafa göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.”

Öğrenci elindeki nesne ile esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu kaça alırsınız?” diye sorar.

Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der.

İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü defa bir semerciye gider: Semerci nesneye şöyle bir bakar, “Bu” der “benim semerlere iyi süs olur. Bundan kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.”

En son olarak bir sarrafa gider. Sarraf, öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar.

“Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen sorar: “Buna kaç lira istiyorsun?”

Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?”

“Ne istiyorsan veririm.”

Öğrenci, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:

“Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.”

Öğrenci bunun satılık olmadığını anlatarak sarraftan çıkar. Kafası karmakarışıktır. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler.

Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.

Bilge sorar: “Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?

Öğrenci: “Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık” diye cevap verir.

Bilge hoca şöyle der:

“Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bilen anlar ve onun değerini fark eden sarraflar yanında kıymetlidir.”

Continue reading